Maslow’un ihtiyaçlar
hiyerarşisinde olduğu gibi, önce hayatta kalabilmek için tüketiyoruz, sonra
sosyal statü ve mutlu olabilmek için, ve en sonunda da kendimizi
gerçekleştirmek yani öz tatmin için tüketiyoruz.
Birincil ihtiyaçlarımızı
karşılayamazsak mutsuz oluruz. Yani yeme-içme, giyinme ve barınma
ihtiyaçlarımızı karşılayamazsak doğadaki vahşi hayvanlardan farkımız kalmaz. İd’imiz
devreye girer ve yeni doğan bebek gibi isteklerimizi elde edebilmek için ağlayıp dururuz. Birincil ihtiyaçlar karşılandıktan sonra insanoğlu bir nebze de olsa
kendini güvende ve mutlu hisseder. Ama bu mutluluk hissi uzun sürmez. Daha
fazlasını isteriz. Sosyal statü sahibi olmak için statü sahibi insanlar gibi
davranmaya başlarız. Onların gittiği restoranlara gider, onların giyindiği
mağazalardan alışveriş yapmaya başlarız. Kazancımızın yettiği yere kadar ‘onlar’
gibi davranmaya gayret ederiz. Çünkü onlar gibi olursak biz de statü sahibi
oluruz ve bizim de etrafımızda şık, saygın ve güzel insanlar olur.
Marka Tüket Marka Ol
Lüks, öyle göz
kamaştırıcı bir dünya ki, ulaşamayacağını bilen insanların bile iç çekerek
hayran hayran baktığı ışıltılı öğeleri barındırır. İnsanoğlu kendisine acı ve
mutsuzluk veren durumların içinde olmak istemez, hazza doğru yönelir. Burada
sözünü ettiğim haz fiziksel bir tatmin değil, tamamen duygusal tatmindir.
Tüketiciler birincil ihtiyaçlarını karşıladıklarında fiziksel tatmin yaşarlar,
ikincil ihtiyaçlarını yani lüks ihtiyaçlarını karşıladıklarında ise haz
duyarlar.
Lüks markalar da
tüketicilerin hissettiği daha doğrusu ‘hissetmek istediği’ haz duygusunun
farkında oldukları için pazarlama stratejilerini fonksiyonellik (functional) üzerine
değil duygusallık (emotional) üzerine yapılandırıyorlar. Tüketicide hedonik
tüketim dürtüsü yaratmayı amaçlayan markalar, duygusal mesaj vererek, ürünün
satın alındığında haz duygusu vereceğini söylüyorlar.
Hedonik tüketim
dürtüsünü bir gruba ait olma hissi olarak açıklayabiliriz. Pazarlama
kampanyalarında söylenen, tüketici eğer o ürünü satın alırsa,
kampanyada yer alan kişi – ki bunlar çoğunlukla celebrityler – gibi, lüks
arabalara binebilir, pahalı otellerde konaklayabilir, şık kokteyllere
katılabilir ve kaliteli restoranlarda yemek yiyebilir. Dolayısıyla tüketici,
statü atlamak ve belli bir sosyal sınıfa ait olma dürtüsüyle lüks tüketim
eğilimi göstermektedir.
Lüks tüketim yapan
tüketici, üzerinde ne kadar çok lüks marka taşırsa o kadar önemli olduğu
hissine kapılır. Pahalı markaları satın alırsa sözü dinlenen ve önemsenen bir
fikir lideri halini alır. Ayrıca lüks tüketim yapan ve bunu her fırsatta belli
eden tüketici, modayı ve trendleri yakından takip ettiği mesajını da vermeye
çalışır. Bu bilgilerini, bulunduğu topluluklar içerisinde başka insanlarla paylaşmaktan ve
fikirlerinin sorulmasından haz duyar.
Hedonik tüketici, sokak arasındaki bir mağazadan çanta aldığında değil, Michael Kors çanta
aldığında mutlu olur. İçi daha geniş olduğu için mi? Tabii ki de hayır! Haz
duyduğu için. Fonksiyonel fayda değil duygusal fayda aradığı için. Arkadaş grubuyla birlikteyken Louis Vuitton monogramlı çantasını masanın üzerine, herkesin görebileceği şekilde yerleştirmekten veya sigarasını Rolex marka saatini gösterecek şekilde içmekten çekinmez.
Lüks marka
üreticileri, hedonik tüketicilerin farkında olduğu için ve lüks marka kategorisindeki
artan rekabetten dolayı tüketicilere her geçen gün daha fazla duygusal fayda
sağlıyorlar. Durum böyle olunca, tüketiciler salt duygusal faydayı satın alır
hale geldiler.
Bu yazı izinsiz kullanılamaz ve kopyalanamaz. İzin alınarak ve bloga link verilerek kullanılabilir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder